16 Ocak 2012 Pazartesi

Blue Valentine

Şüphesiz ki her filmde görmeyi istediğimizdir saf aşk ve sonsuza kadar mutlu yaşayan birtakım insanlar. Eğer böyle beklentileriniz çoksa, o zaman Blue Valentine'i bir kenara bırakın. Ki kendisi başarısız bir çeviriden muzdarip diğer filmler arasına katılmış olmakla birlikte (Aşk ve Küller) bir aşkın ölümünü anlatıyor bize, karşılıksız bir aşkın.

Film bodoslama bir evliliğin ortasından dalıp zincirleme reaksiyonların başladığı yerin öncesine ve sonrasına karışık bir sırayla götürüyor bizi. Bu noktada pek çok yorumu "500 Days of Summer'ın daha hüzünlü hali" şeklinde görünce pek de şaşırdığımı söyleyemem fakat  Blue Valentine gerek karakterlerin derinliği ve gerek de olay örgüsü sebebiyle 500 Days of Summer'ın çok çok ötesinde.

Karakterlerimiz Dean ve Cindy; Frankie adında bir kızları, Megan adında bir köpekleri ve standart aile boyu bir Chrysler arabaları olan görünüşte ortalama bir hayat süren ortalama bir çifttir. Arada sırada kızlarını büyükbabasına emanet edip temalı seks otellerinde 1-2 günlük minik maceralar yaşamalarının dışında gayet ortalama bir hayat sürmektedirler. Cindy bir hemşire ve Dean de, badanacı herifin biridir işte. Görünürde birbirlerini severek evlenmişlerdir ki film boyunca gösterilen flashback'lerden görünürde bu anlam çıkıyor.

Dean Cindy'ye ilk görüşte aşk dediğimiz ütopyalar çerçevesinde vurulmuştur ve onunla buluşma ayarlamaya çalışmaktadır. Cindy'nin ise o sıralar takıldığı başka biri olduğundan Dean'i biraz görmezden gelmekte ve sanırım biraz da cepte saymaktadır. Lakin daha sonradan bir şekilde (bu şeklin ne olduğuna değineceğim) Dean'le birlikte olmaya başlamakta ve sonra yıldırım hızı olmasa da hızlı bir şekilde evlenmektedir.

Öncelikle filmin daha en başlarından vermek istediği mesajın açık olduğunu belirtmek istiyorum; hikaye tek taraflı bir aşkın çevresinde dönmekte ve iki taraflı bir mutsuzluğu anlatmakta. Cindy'nin Dean'i gözünde nasıl bir insan olarak nitelendirdiğini söz konusu çift aşk otellerine doğru yola çıkarken Cindy'nin markette eski sevgilisiyle karşılaştığı an çözüyoruz. Cindy'nin bakışlarından Dean olmasa bu adamı seçeceği anlaşılıyor. Zira kendisinin Dean'le evlenmesinin apaçık bir sebebi de bu adamdan hamile kalması ve kürtaj olamayacak kadar korkmuş olması. Hikayenin deliler gibi seven tarafı olan Dean Cindy'nin üç ayağı olsa dahi umursamayacağından bırakın bebeği önemsememeyi Cindy ve bu bebekle (kendisi Frankie oluyor) bir aile kurmak istiyor. Nitekim kuruyorlar da.. Lakin işler pek Cindy'nin istediği gibi yürümüyor. Beklentilerinin çok çok aşağısında bir hayata mahkum ediyor kendini birdenbire, bu biraz fedakarlık olarak nitelendirilse de ben bencillik olarak görüyorum. Doktor olacakken hemşire olmuş, standartlarının aşağısında biriyle evlenmiş biri olarak Cindy mutsuz bir kadın. Dean ise planlarının arasında ne evlenmek ne de aile kurmak varken bir anda başına gelen bu aşk sarhoşluğundan mutlu. Zira kendisi itiraf ediyor, olayların gidişatına memnun olduğundan, Cindy ve Frankie'ye sahip olmaktan falan filan. Kısacası kanaatkar bir adam. Cindy ise öyle değil. Çalıştığı klinikteki doktorun ona teklif ettiği işi kafasında bin kere evirip çevirdiğine eminim. Son raddelerde doktor asıl isteğini belli edip Cindy'ye ailesini bir kenara bırakmasını söyleyene kadar da bu fikri baya çevirmiştir kafasında. Gelgelelim durumundan rahatsız olsa da bir ailesi ve zorunluluktan sevdiği bir kocası var, dolayısıyla doktorun teklifine hayır diyor. Ama bu herhangi bir şeyi ispatlamıyor.

En açık haliyle Cindy mutsuz. Dean'in kabullenip yaşadığı bu ortalama ötesi hayattan rahatsız. Hatta mevzubahis aşk otellerinde bu konuyu evirip çeviriyorlar üstelik; Cindy şarkı söyleyebilip, dans edebilip ve daha birçok şeyi yapabiliyorken Dean'in neden ev boyadığını dahi soruyor, potansiyelini neden kullanmadığını dile getiriyor. Dean ise sadece karısına aşık, mutlu bir adam, insanların evlerini boyayıp akşam evine geldiğinde kendisine ait olmayan kızına sarıldığında mutlu oluyor.

Hikayenin düğüm noktası da otel, Cindy gecenin sabahı oteli terk edip işyerine gidiyor, Dean sarhoş bir şekilde onun peşinden ve klinik doktorunu pataklama da dahil çeşitli karışıklıkta olaylar baş gösteriyor. Cindy'nin kesin tavrı ve boşanmak istemesi de olayın bir sonu aslında ancak Dean gibi aşık bir adamı böyle bir sona mahkum etmek çok acımasızca, kendisi anlık bir isyan anında yüzüğünü çimlere atsa dahi iki dakika sonra onu geri aramaya gidiyor. İşte bu kadar aşık bir adam.

Blue Valentine tek taraflı bir aşkın ve en nihayetinde mutsuz bir aşkın inanılmaz oyunculuklar ve hoş indie müziklerle bezenmiş bağımsız hali. Başrollerdeki Ryan Gosling ve Michelle Williams da sanıyorum bu filmin bağımsız sektörün mihenk taşlarından olma sebeplerinden biri.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kim bu erol egemen

Fotoğrafım
İstanbul, Türkiye
günün çoğu vaktinde huzursuz ve rahatsız, hayatı ıskalama konusunda en az başarısız bir dart oyuncusu kadar başarılıdır.