16 Ocak 2012 Pazartesi

erken kaybedenler

Emrah Serbes şüphesiz ki "yormadan" edebiyat yapan nadir yazarlarımızdan bir tanesi. Seçtiği konular o kadar içten ve "bizden" ki, okurken sizi kaptırıp götürüyor kendi dünyasına. İşte Erken Kaybedenler'de yer eden bu küçük vücutlu fakat koca yürekli güruhun kendi davalarının peşinden gitmekteki kararlılıkları günümüzdeki çokça sahte aktivistin yüzünü kızartacak içtenlikte. Çünkü bu küçük adamların görüp bildiği dünyada gerçekleşenler, belki de kimsenin yaşamamış olduğu kadar gerçek. Bir o kadar da içten. Baba tokadından, anne gözyaşından, genç kız gülümsemesinden size göz kırpan küçük adamlar.








"Aparmanın girişindeki lambayı sen mi kırdın "Bülent ?"
"Hangisini ?"
"Otomatik yanan, sensorlu lamba."
"Hayır."
"Komşu görmüş, yalan söyleme. Süpürge sapıyla kırmışsın dün gece."
Önüme baktım.
"Neden kırdın ?"
Cevap yok.
"Hasta mısın evladım? Söyle bana, neyin var, neden kırdın lambayı, yapma böyle..."
"Kırdımsa kırdım ne olacak! Çok mu değerliymiş ?"
"Lamba senden değerli mi evladım, lambanın amına koyayım, lamba kim? Yöneticiye de dedim. Lambanızı sikeyim, kaç paraysa veririz. Sen değerlisin benim için."
"Beni görünce yanmıyordu baba."
"Nasıl ya?"
"Görmezden geliyordu, yanmıyordu. Kaç sefer yok saydı beni."
"E beni görünce de yanmıyordu bazen, böyle el sallayacaksın havaya doğru, o zaman yanıyor."
"Hadi ya! Sahiden mi?"
"Evet. Ucuzundan takmışlar. Bizimle bir alakası yok."

Babama sarıldım, yıllar sonra.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Kim bu erol egemen

Fotoğrafım
İstanbul, Türkiye
günün çoğu vaktinde huzursuz ve rahatsız, hayatı ıskalama konusunda en az başarısız bir dart oyuncusu kadar başarılıdır.