18 Ocak 2012 Çarşamba

Resmiyet dışı


Az buçuk kategoriye soktum sanıyorum blog'u...kitap ve film üzerine ağırlıklanacak gibi duruyor..

Ama aklıma bir şey takıldı. Yazmadan duramayacağım. Bir eleştirmen veya yazar değilim, hiçbir işi hiçbir şeyi tam olarak tamamlamış ya da çabalarımdan dolayı ödül almış bir insan değilim. İşin aslı hayatım boyunca ortalama oldum ve buna alıştım.

Tabii ki okul boyunca derslerim iyi oldu, her memur ailesi çocuğu gibi ben de sayısala yönelip mühendislik ve tıp arasında bocalayıp durdum. Şimdi üniversiteyi yarıladım ve ne kadar yanlış seçimler yaptığımı daha yeni fark ediyorum. Bir insan istekleri doğrultusunda yönlendirilmezse ya da ne istediğini bilmezse orada sorunlar ortaya çıkar. Üniversitede bir bölümü okumak ızdırap değil zaten, sorun burda değil. Ortalamanın üstünde bir zekaya sahip her insan kafasına istemediği bir bölümü de oturtabilir, hayatını idame ettirebilmek için sevmediği - ya da nötr olduğu diyelim -, bir işi yapabilir, yapabilir işte. Şartlara kendini uydurmak çok zor bir şey değil.

Lakin kafamı kurcalayan şey her zaman başka oldu; o da süreklilik. Herhangi bir klasmanda başarılı bir insan için süreklilik şarttır. Bu işi nerdeyse anasının karnından öğrenmiş olarak doğacaktır, elinden gelse. bir müzisyen en az 4 yaşında kendini tutkuya bırakmalıdır, lisede ailesi tarafından eline tutuşturulan akustik bir gitar süreklilik problemini çözmez. İlle de çözmez demiyorum, ya da bir tabu koymuyorum insanlar çok küçük yaştan itibaren bir şeylere başlamalı diye ama az buçuk takip ettiğim insanlar var benim de ve hepsinin de ağzından aynı tutku dolu cümleyi duymaktan inanın çok sıkıldım: "Ben bu işi küçüklüğümden beri yapıyorum."

Ben ne yapacam lan o zaman? Benim sanatkar bir annem yoktu, benim babam ben 4 yaşına gelene kadar Kuzey Irak'ta operasyondaydı, benim annem ben bebekken bebek otopsilerinde çürüyordu. Napacaz şimdi? Üniversiteye gelene kadar bir büyük şehirde 2 aydan fazla vakit geçirmemiş, taşrada büyümüş olan ben ne yapsındı? Asla taşrayı küçümsemiyorum, taşra benim vatanım, o ortalama memur hayatı benim kimliğim, ama bazen olmayınca olmuyor. Küçük de olsa bir şehirde hayatınızı devam ettirebilecek her şeyi bulabilirsiniz, ama tutkularınızı bulamazsınız. Gelecekte nasıl bir insan olacağınıza dair bilgileri edinemezsiniz. Önünüzde sadece ekmek kavgası denilen bir tabu vardır ve bu tabu da sadece çalışmakla yıkılır. bu yüzden ben ve binlerce benzerlerime, çalışmak öğretildi. Önümüzde ne varsa ona çalışmaya... Bazı şeyler hobi olarak yapılmalıydı, ekmek sanatla kazanılamazdı. ne deniyordu? Hah, emniyet, sağlık, eğitim. bu 3 koldan bir yerden iş buldun mu tamamdı. hayatın anlamını dahi çözmüştün.

Bu yüzden ne istediğimizi, hayattan neler beklediğimizi anlayamadan elimize tutuşturulmuş binlerce soruyla boğuşurken, neyle uğraşmalıyım sorusunu soramadık kendimize. Dershanesinin primini düşünen rehber hocalar tarafından tıpla ilgilenmemiz öğretildi, aklımızdan doktorluk diye bir kavram geçmemesine karşın. Sınavlar geldi çattı, bi puan elimize gelsin de bakarız dedik. Olay burda kitleniyor zaten. Bir kere işi araca odakladın mı, amacını kaybediyorsun. Günümüz işsizlerinin çoğu nitelikli eleman sorunundan şikayetçi, bahse varım 10undan 9u istemediği bölümlerde okumuştur. Bu öss (ya da adı her ne boksa) gibi berbat bir sistemi amacın önüne koyup aracı asıl niyet yaptıklarındandır.

Kısacası demekten nefret ederim ama kısacası; bir insanın istediğini bilmesi çok önemli. Bunun için çevre ve aile şartları düzgün olmalı, düzgün bir iş her şey demek olmamalı. Ben bu görüş yüzünden hayallerimin peşinden gitmekten vazgeçtim. şimdi de büyük isyanları oynuyorum, aman ne önemli. Siz böyle olmayın diyemem, kime hitap ettiğimi bilmiyorum, kimseye tavsiye verecek durumda da değilim. Ama böyleyken böyle. Şimdi siktirip gidiyorum.

Güle güle.

2 yorum:

  1. büyüyünce ne olmak istiyosun sorusunu rahat 100 defa duymuşumdur ve asla net bir cevap veremedim.. neden illa bir şey olmak isteyeyim ki.. benim de hedefim yok işte ulan.. bütün yıllar böyle geçti.. ve sonunda aynı bu belirsizlik ve yanlış yönlendirilme, daha doğrusu yönlendirilmeme yüzünden nefret ettiğim bir bölüme girmiş oldum.. nefretimi sonradan anladım tabii.. ve gelecekte beni neler bekliyor hiç bilmiyorum.. bölümümle alakalı bir şey mi, yoksa hiçbir şey mi.. her şey belirsiz.. hedefsizlik çok boktan onu biliyorum ama.. insanı bunun için suçlayan ve garipseyenlerin de ta amına koyayım..

    YanıtlaSil
  2. katılıyorum malesef. alın size yeni nesil neden depresyonda, yeni neslin başka bişeyi yok ki elinde. bir alıntı gelsin; "bizim ne dünya savaşımız oldu ne de ekonomik buhranımız" hahah.

    YanıtlaSil

Kim bu erol egemen

Fotoğrafım
İstanbul, Türkiye
günün çoğu vaktinde huzursuz ve rahatsız, hayatı ıskalama konusunda en az başarısız bir dart oyuncusu kadar başarılıdır.